Şair Eşref Bul. No.64 K.3 D.6 Demet Apt. Alsancak/İZMİR

Obezite (Şişmanlık)

HASTALIKLAR

Obezite, bünyede aşırı oranda yağ birikmesi durumu olarak kısaca tanımlanabilir. Tıbbi açıdan bakıldığında ise ”obezite nedir?” sorusundan çok, ”obezite hastalığı nedir?” diye sormak daha doğru olacaktır. Obezite hastalığı; genetik, ailevi veyahut çevresel etkilerin birçoğu ile doğrudan ilişkili olan bir sorundur. Obezite hastalığındaki en önemli ve ön plandaki sorun ise, obezite hastalığının ilerledikçe çok farklı başka hastalıklara sebep olabilmesidir. Buna neden olan ise vücuttaki normal olmayan yağ birikimidir. Esasen bakılırsa obezite, şeker hastalığına, yüksek tansiyona, kalp krizi riskine, ağır uyku apnelerine, inme sebebiyle felç olma tehlikesine ve damar tıkanıklığına sahip olmak demektir. Obezite hastalığı, 21. yüzyılın kronik hastalıklara ve ölüme neden olan en önemli küresel sağlık sorunları arasındadır.

BMI-Body Mass Index yani, vücut kitle indeksi denilen bir obezite testi ile obezitenin olup olmadığı veya durumu değerlendirilir. Kısa olarak BMI şeklinde geçen bu obezite hastalığı değerlendirmesi ile, boy ve kilo oranıyla obezite varlığı incelenmekte ve kategorize etmektedir. Vücut kitle endeksi, kilonun boya oranıdır. Birim haliyle kg/m2 şeklinde ifade edilmektedir.

  • Vücut Kitle Endeksi 20-24.9 kg/m2 arası normal,

  • Vücut Kitle Endeksi 25 -30 kg/m2 arası fazla kilolu (overweight),

  • Vücut Kitle Endeksi 30 kg/m2 ve üzeri obezite,

  • Vücut Kitle Endeksi 40 kg/m2 ve üzeri morbid obezite,

  • Vücut Kitle Endeksi 50 kg/m2 üzeri ise süper obezite olarak belirlenmiştir

Morbid Obezite, hastalıklara neden olacak şekilde aşırı kilolu olma manasında kullanılan bir terimdir. Morbid obezite mutlaka tedavi edilmesi şart olan, çok önemli bir sağlık problemidir. Bunun nedeni ise, Morbid Obezite hayati risk oluşturmasının yanı sıra neden olduğu hastalıklar bakımından ciddi ve ağır sorunlara neden olabilmesidir. Bu bağlamda obezite veya obezite hastalığı ne anlama gelmektedir, sorusunun yanıtı kesin olarak ”Morbid Obezite” olarak akıllara gelmelidir. Morbid Obezite, herhangi bir farklı hastalığa sahip olma durumu olmasa dahi, başlı başına kendisinin önemli bir sağlık problemi olması sebebiyle, obezite hastalığının kendisidir. Obezite hastalığı, morbid obezitedir; morbid obezite ise obezite hastalığıdır.

İlerde sebep olabileceği riskler bakımından obezitenin bünyede oluşturduğu yağlanmanın dağılımı çok önem taşımaktadır. Gövde ve karın bölgesi içinde daha fazla miktarda biriken yağlar; kalp hastalıkları, hipertansiyon, hiperlipidemi ve Tip ll Diabetes Mellitus ile görülen metabolik sendromlar bakımından risk ihtimallerini arttırır. Bu şekilde bir yağ dağılımı gösteren obezite çeşidine elma tipi vücut yağlanması yani, merkezi şişmanlık denmektedir. Bu vücut tipinde karın bacaklardan çok, gövde ve karın bölgesinde bir yağlanma şekliyle kendini gösterir. Metabolik sendrom bakımından daha yüksek bir risk grubuna ait bu hastalarda, karın etrafında belirgin gövdesel yağlanma söz konusudur. Vücut kitle indeksi, morbid obezite sınırından düşük dahi olsa, bel kalça indeksi 1′in üstünde olan obezite hastalığına sahip kişiler daha çok metabolik sendrom riski altındadır. Karın çevresi, bel çevresi kimi gereklilikler de cilt kıvrımı kalınlığı gibi antropometrik değerlendirmeler yapmak, bu riski taşıyan hastalar için BMI değerler ölçümleri kadar önemlidir.

Kadınlarda bel çevresinin 80 cm üstünde olması, erkeklerde ise bel çevresinin 94 cm’den fazla olması kadınlarda bel/kalça oranının 0.8, erkeklerde ise 0.95 üstü olması, kalp ve damar problemleri yaşanması bakımından ciddi bir şekilde risk taşır. Karın çevresi erkeklerde 102 cm, kadınlarda ise 88 cm ölçümünü aşmış hastalarda derhal tedavi gerekliliği baş göstermektedir. Tedavi gerçekleşmez ise, ölümcül denilebilecek kadar yüksek, kalp ve damar problemleriyle karşı karşıya kalma ihtimali vardır.

Pekiyi, öyleyse neden gereğinden fazla besin tüketiriz? Şişmanladığımızı göre göre neden buna devam ederiz? Bu soruların yanıtları araştırılmış ve obez kişilerin yemek yeme konusunda daha çabuk uyarıldıkları, damak tatlarının daha gelişmiş olduğu, daha geç doydukları ve yemek yeme işinin günlük yaşamları içinde kafalarını daha fazla meşgul ettiği gözlenmiştir.

Genetik, metabolik, hormonal ve sinirsel birçok karmaşık sistem şişmanlığın oluşmasında rol oynar. Aile yapısı, beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzı, psikolojik sorunlar bu karmaşık sistemin herhangi bir basamağında etkili olarak şişmanlığa giden yolu açar.

Obezite bir hastalık olduğu için, bir diyet uygulayı verip bırakmakla ortadan kaldırılamaz. Yeni beslenme alışkanlıkları ve yeni bir yaşam şekli gerektirir. Obezitenin de, şeker hastalığı ya da yüksek tansiyon gibi, yaşam boyu takip edilmesi gerekir. 


Şişmanlık sıklığı dünyada gittikçe artmaktadır. Ortalama sıklık % 25 olarak verilmektedir; bu yüzdeye şişman olmayıp ideal kilosunun üzerinde olanlar da katılınca oran % 50’ye ulaşmaktadır.

Obezite sıklığının artmasının nedenleri:
- Sosyo-kültürel faktörler,
- Biyolojik faktörler,
- Davranışsal faktörler,
- Gıda çeşit ve alımının artması ve kolaylaşması,
- Alkol tüketiminin artması,
- Teknolojinin ilerlemesi ile günlük eneji tüketiminin azalması,
- Özellikle çocukluk çağında bilgisayar ve televizyon karşısında geçerilen zamanın artması ile yağlı ve katkılı yiyecek tüketiminin artması. 


Yenilen besinler, vücudumuzda metabolik olaylar sonucunda yakılır ve bu yanmadan elde edilen ısı ve eneji, hayatsal fonksiyonların işlemesi için kullanılır. Metabolizma hızını, vücut kendisi ayarlar; Yani vücut az ya da çok enerji harcayabilme yeteneğine sahiptir. Ancak, harcanacak eneji miktarı vücudun alışık olduğu kilosunu korumaya yönelik olarak ayarlanmıştır. Bu nedenle kilo vermek amacıyla az kalori alındığında, metabolizma hızı düşer ve bünye kilo kaybetmemek için kendini korumaya çalışır. Vücudumuz, kendi alışık olduğu kilosunu koruma çabasındadır.
Diyet yapan birçok kişi çok az yedikleri halde, çok yavaş zayıfladıklarından yakınırlar ve çoğu zaman da sabredemeyerek diyete son verirler. Bundan sonra da eskisi gibi yemeye başlayınca, verilen kilolar çok daha hızlı bir şekilde geri alınır ve eski kiloya ulaşılınca kilo artışı durur.

Bunun benzeri bir durum kilo almak isteyenlerde de görülür; günlük gıda miktarlarının iki veya üç katını yeseler bile çok az kilo alabilirler.
Vücudun kilo vermeye gösterdiği bu direnç, insanoğlunun binlerce yıllık geçmişinde yaşadığı doğal afetler, savaşlar, hastalıklar nedeniyle aç kalmaktan ortaya çıkmıştır.

Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:
Kilo vermek için çok aceleci olmamak gerekir. Haftada 15 kg. verdiren mucize diyetler son derece sakıncalıdır ve bu derece hassas çalışan bir metabolizmayı bozmaktan başka işe yaramaz. Günlük 1000 kalori altındaki diyetler kalp kasında hasarlara neden olacak ölümlere yol açabilir. Haftada 0.5-1 kg. vermeyi sağlayan diyetler güvenli olduğu kadar, kalıcı sonuçlar da sağlar. Daha hızlı kilo vermek isteyenler, bunu biraz egzersiz yaparak gerçekleştirebilirler.

Takvim

Bize Ulaşın:
Bizi Facebookta Takip Edin
Tamamlayıcı TIP
İnsan bedeninin tüm sistemleri uyum içinde çalışıyorsa tam anlamıyla sağlıklı olmaktan söz edilebilir. Çağdaş Tamamlayıcı Tıp yaklaşımında amaç vücudun iç dinamiklerini harekete geçirerek, gerekli iç dengeyi kurmak ve kişileri sağlığına kavuşturmaktır. Tamamlayıcı Tıbbın en önemli özelliği insan bedenine bir bütün olarak bakmasıdır. Amacı hastalıkları yavaşlatmak, tedavi etmek ve aynı zamanda kişinin hastalanmasını da önlemektir. devamı
Tüm Hakları Saklıdır. Uzm. Dr. Mesut Caner YUSUFOĞLU